MakinaTek dergisi, Türkiye makina imalat sektörünün gelişimine ve büyümesine katkı sağlamayı ana misyonu olarak görmekte ve sektörün gelişen profilini sergilemeyi amaçlamaktadır.

Sanayi 4.0 Bir Üst Segmente Geçebilmek İçin Bir Şanstır

[kutusatir=9520]

2011 yılında Almanya Hannover’da gerçekleştirilen bir fuarda ilk kez dile getirilen Sanayi 4.0, kısa süre içerisinde gündeme oturup küresel ölçekte tanınır hale geldi. Küresel ekonomiyi teknoloji odağında sil baştan şekillendiren bu yeni devrim; akıllı fabrikalar, akıllı üretim, robotlar, dijitalleşme, yapay zeka, vb. kavramların iş dünyamızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesini sağladı.

Bu çok kapsamlı yeni teknolojiler, geleneksel fabrikalarda ağırlıklı olarak beden gücüne dayalı iş yapış biçimlerinin yerini; üst düzey bilişim, robot ve internet teknolojilerini ortak bir kesitte buluşturan yeni ve akıllı bir iş yapış modeline bırakmaya başladı. Diğer bir ifadeyle, geleneksel fabrikalarda çok sayıda işçinin istihdamını gerektiren, uzun süreçlere yayılan ve yüksek maliyetler gerektiren iş modellerimiz, Sanayi 4.0 ile yerini, akıllı ve karanlık fabrikalarda kendi kendini yönetebilen ve çok daha kısa sürede iş tamamlayabilen üretim süreçlerine bırakıyor. Üretim süreçlerine dahil olan bu otonom yetisi; verimlilik, ciro artışı, istihdam ve yatırım alanların¬da firmalara önemli katkılar sunuyor.
Bu çeşitliliğiyle kapsamlı bir değişim ve dönüşümü beraberinde getiren Sanayi 4.0, sadece birkaç yıl içerisinde teorik bir kavram olmanın ötesine geçip milyarlarca Euro’luk bir piyasa yarattı. Rekabet ortamının giderek kızıştığı böyle bir atmosfer altında, inovasyon ve yenilen¬me bilincine sahip firmalar, Sanayi 4.0 sürecine dahil olma yolunda büyük bir çaba içerisine girdiler.

Günümüzde geldiğimiz nokta itibariyle, Sanayi 4.0’ın ekonomi boyutunun ötesine geçip toplumsal hayata da ek-lemlendiğini ve gündelik yaşamımızın da ayrılmaz bir parçası haline geldiğini tanık oluyoruz. Tabii ki bunu yine, akıl almaz hızda gelişen ve hemen her gün yeni bir teknolojiyle tanışmamızı sağlayan ilerlemeye borçluyuz. Artık sadece fabrikalarımız değil evlerimiz, binalarımız, sokaklarımız, şehirlerimiz ve hayatlarımız da akıllı hale geliyor. Bu hızlı değişim, Toplum 5.0 olarak nitelen¬dirilen yeni bir dünya düzeni yaratıyor. Sanayi 4.0’ın, bu yaygın kapsayıcılığı itibariyle gelişmişliğin ve hatta var olmanın mutlak şartlarından biri haline geldiğini giderek daha çok hissediyoruz.
Zira, akıllı fabrikalarda daha az maliyetle ve daha kısa sürede, tüketiciler için akıllı ürünler üreten firmaların karşısında hala geleneksel üretim teknikleriyle donatılmış iş yapış biçimleriyle yolunuza devam edemez, varlığınızı sürdüremez-siniz. Bunu makro boyutta ülkeler açısın¬dan ele alırsak, ülkelerin de akıllı şehirlere ve akıllı topluma sahip olmadıkları sürece, küresel ölçekte bir aktör vasfına sahip olamayacağını ifade edebiliriz.

Söz konusu ortamda geleceğe emin adımlarla ilerleyebilmek için artık sade¬ce var olan teknolojilere uyum sağlamak değil, yeni teknolojilerin yaratıcısı ve yön vericisi de olmak gerekiyor. Nitekim yüzyıllar öncesine kadar uzanan deneyimler, daha 1. Sanayi Devriminden itibaren, ekonomik ve toplumsal yeniliklerin gerisinde kalanların tarihten silindiğini de açık bir biçimde ortaya koyuyor. Konuyu ülkemiz açısından değerlendirdiğimizde de, aynı gerçekle yüzleşiyoruz.

Cumhuriyetimizin 100. yılına yaklaşırken, ilk 10 büyük ekonomi arasında yer almak gibi iddialı hedefler peşinde koştuğunu dikkate aldığımızda, konunun önemi daha çok artıyor. Sanayi 4.0 Türkiye için bir fırsattır. Gelişmiş ülkelerle aynı kategoride yer alabilmek ve bir üst segmente geçebilmek için bir şanstır. O nedenle sanayi 4.0’ı doğru anlamak ve adımları doğru atmak gerekmektedir.
Dünyanın önde gelen bilim insanları, tüm insanlık tarihi boyunca elde edilen bilgi birikiminin günümüzde artık sadece 48 saat gibi kısa bir sürede elde edilebildiğini belirtmektedirler. Teknolojinin böyle akıl almaz biçimde ilerlediği ve insanlığın bilgi birikiminin katlanarak arttığı günümüzde, piyasalardaki rekabet ortamı da büyük oranda güçleşmiştir. Büyümek ve kar oranını artırmak bir yana, piyasalarda varlığını sürdürmek isteyen firmalar dahi teknolojik gelişmelerle uyum sağlamak ve hatta değişimin öncüsü olarak değişime yön vermek zorundadırlar.

İçinden geçtiğimiz süreçte, Türkiye olarak da iş dünyası olarak da Sanayi 4.0 benim neyime deme lüksümüz bulunmamaktadır. Bununla birlikte biz daha 2.5 seviyesindeyken nasıl olabilir ki gibi düşünceler de yaygın bir kanıdır. Ancak ne ülke olarak ne de firma olarak bizim Sanayi 4.0 sürecine arkamızı dönmemiz mümkün değildir.

Yakalayabildiğimiz kadarını, işletmeleri¬mize uygulayabildiğimiz sürece sistemin içinde kalacağımız inancındayım. Aksi takdirde, bizim için kayıptır. Şöyle ki, %99’u KOBİ ağırlıklı olan bir yapıda, dijitalleşme altyapısını kurmuş KOBİ’lerimi¬zin tedarikçisi olduğu ve Sanayi 4.0 sürecine adapte olmuş büyük firmaya uyum sağlaması, istediği hızda ve nitelikte tedariğini sağlaması mümkün olabilecektir. Ancak, aksi bir durumda o büyük firmanın ne hızına ulaşabilecek ne de istediği kalitede ürün üretimi sağlaya¬bilecektir. Tüm bu çıktılar da ülke eko¬nomisine olumlu veya olumsuz direkt yansıyacaktır.

Dünya genelinde, Sanayi 4.0 ile birlikte 5 yıl içinde birçok şirketin operasyonlarının %70’inden fazlasının dijitalleşmesi beklenmektedir. Yapılan araştırmalar, dijitalleşen şirketlerin kaynaklarını artırmadan, gelirlerini sektörlerinin %9 üzerinde büyüttüğünü ortaya koymaktadır. Buna göre firmalar özellikle bazı organizasyonlarında ivedilikle harekete geçmek zorunda. Bu farkındalıkla EBSO olarak Sanayi 4.0’ın Türkiye geneline yaygınlaştırılmasında öncü rol oynadık. 2015 yılında; “Uyum Sağlayamayan Kaybedecek” ve “Bilgi çağının ötesine hazırlanın.” mottosuyla bir Sanayi 4.0 kitabı hazırladık. Kitabımızda, ilk Sanayi Devriminden günümüze kadar uzanan tarihsel süreci ele alarak, Sanayi 4.0’ın tanımına ve konuyla ilgili kavramlara detaylıca yer verdik.

Bununla birlikte, farklı bölümler altında Sanayi 4.0 ile yeni tanıştığımız teknolojilere, Sanayi 4.0’ın firmalarla sektörlere olan etkilerine ve sağlayacağı kazançlara yer verdik. Ayrıca, uluslararası literatürü ve çalışmaları inceleyerek, firmalarımıza rehber niteliğinde olması için bu yeni devrim sürecine nasıl uyum sağlayabileceklerini açıklayan ve konuyu ülkemiz açısından değerlendiren bölümlere yer verdik.    
Firmalarımız için olduğu kadar ülkemize de bir katkı olması idealiyle hazırladığımız kitabımızın kısa sürede Türkiye genelinde geniş kitlelerce ilgi görmesi ve kaynak bir kitap olarak referans gösterilmesi, bizler için sevindirici olmuştur. Nitekim, yoğun ilgi görmesi ve Sanayi ile ilgili yeni gelişmelerin kesintisiz biçimde paylaşılabilmesi adına 2017’de kitabın gözden geçirilmiş ikinci baskısını kamuoyuna sunduk.
Bir diğer çalışmamız ise, firmalarımızın Sanayi 4.0’a ne kadar uyumlu olduklarını anlamak ve mevcut durumu analiz etmek amacıyla hazırladığımız Sanayi 4.0 eğilim anketi olmuştur. Farklı sorularla, firmaların Sanayi 4.0 konusundaki farkındalıklarını, konuya bakış açılarını, beklentilerini ve geleceğe dönük stratejilerini mercek altına aldığımız ankette çarpıcı sonuçlar elde ettik.

Sonraki aşamada, bilgilendirme toplantıları ile süreci üyelerimize anlattık. Konunun uzmanları ile buluşturduk. Uzman konuklarımızın katılımıyla Sanayi 4.0 konusunda bilgilendirme seminerleri, düzenlemeye de önem verdik.

Üçüncü aşamada ise “Sanayi 4.0 Eğilim Anketi” hazırladık ve üyelerimizin Sanayi 4.0 farkındalığında ve dijitalleşme seviyesinde nerede olduklarını tespit etmeye çalıştık. Önemli bulgulara ulaştık. Anketimize katılanların %59’u KOBİ. Sanayi 4.0 ve dijitalleşme konusunda farkındalığı olanların oranı ortalama %77. Bu konuda yol hari¬tasını geliştiren ve uygulayanlar ise sadece %3 civarında. %24’ünün ise yol haritasını geliştirme aşamasında olması, Sanayi 4.0’ın sahiplenilmesi açısından oldukça önemlidir. Sanayi 4.0 ile ilgili alt teknolojilere hakimiyetin olduğunu da görmekteyiz.

Bununla birlikte, %61 gibi oldukça yüksek bir grubun %5 bütçe ayırması yeterli olmamakla birlikte, başlangıç aşamasında ümit vericidir.
Dijitalleşmenin öneminin farkında olunmakla birlikte, dijitalleşme önündeki en büyük engel olarak yüksek maliyet gösterilmektedir. İkinci sırada bu dönüşüme ihtiyaç duyulmaması, üçüncü sırada da yeterli yetkinlikte personelin olmaması belirtilmiştir. Sanayi 4.0 için uzun vadede maliyetlerin geri dönüşümünün yarattığı olumlu etki iş dünyasına doğru anlatılmalı.

Tüsiad’ın BCG işbirliği ile yaptığı Dijital Dönüşüm Yetkinliği çalışmasında da benzer bir sonucun çıkmış olması, aslında ülke genelinde nereden başlanacağını da göstermesi açısından önemlidir. Ankete katılanlar tarafından Sanayi 4.0’ın %89,4 oranında fırsat olarak görülmesi, firma eğilimlerinin pozitif yönde olduğunu gösterirken, Sanayi 4.0 Fırsat mı Tehdit mi? endişelerini de sonlandırmaktadır. Dünyanın, sanayi 4.0 sürecine çok hızlı adapte olduğunu, çok hızlı ilerlediğini gelişmelerden çok net görmekteyiz. O nedenle de yol haritamızı hızlıca belirlemek ve eyleme geçmek durumundayız. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mızın da bu konuda çalıştığını biliyor ve en yakın zamanda eylem planını açıklamasını bekliyoruz.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca Sanayi 4.0 ile ilgili bir özel ihtisas biri¬minin kurulması ve Başkanlık görevini üstlendiğim Sanayi 4.0 Kurulu’nun çalışmaları, konunun ulusal düzeyde en üst merci tarafından ele alınmasını göstermesi açısından sevindiricidir. Sanayi 4.0 ile ilgili ulusal stratejimizin de ivedilikle hayata geçirilmesi, bu alanda çok daha hızlı yol almamızı sağlayacaktır.
Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak; kendimize misyon edindiğimiz Sanayi 4.0 sürecini anlatırken her zaman Eğitim 4.0’ın altını çizdik ve ayrı düşünülemeyeceği vurgusunu yaptık. Çünkü, teknolojide öne çıkan, katma değerli üretim ile refah seviyesini artıran toplumların eğitimdeki başarılarına baktığımızda doğru orantılı bir ilişki olduğunu çok açık görmekteyiz.

Otonom sistemler için yazılıma, yazılım için de insana ihtiyaç olduğunu dikkate aldığımızda, Sanayi 4.0 istihdamı azaltacak korkusundan çıkıp, işgücünü sanayi 4.0 sürecine nasıl adapte edebiliriz konularına odaklanmamız kaçınılmazdır.
Demografik fırsat penceremiz, Sanayi 4.0 sürecinde öncelikle bilim ve eğitim stratejilerimizi yeniden kurgulamamız gerektiğini de göstermektedir.

O nedenle, yeni devrimi kaçırmamak için eğitim sistemimizin sanayi 4.0’ın altyapısını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesini, ilkokullarımızdan başlamak üzere kodlama eğitiminin zorunlu olmasını, geleceğin meslekle¬rine yönelik bölümlerin açılmasını, atıl bölümlerin kapanmasını uzun bir süredir talep ediyoruz. Gerçekleşene kadar da talep etmeye devam edeceğiz. Çünkü şu anda bu sisteme uygun nitelikli eleman ve özellikle de yazılımcının yetersiz olduğunu biliyoruz.

Asıl sorunun, nitelikli istihdam olduğunu dikkate aldığımızda, gelecek için bir an evvel adım atmalıyız. Özellikle de yoğun üretim yapılan ülkelerde, çalışanın o sektöre uygun teknik beceriye sahip olması istenilmektedir. Neticede bir ülkede herkes, doktor, avukat, mühendis olamaz. İyi yetişmiş işçiler, fabrikaların devamı için önemlidir. Yakın gelecekte, bu alanlarda robotlar çalışacak gibi görünse de nitelikli bir işçi her zaman tercih sebebidir. Bunun için de mesleki ve teknik liseler öne çıkmaktadır. Sanayicinin en büyük sıkıntısı istediği işçiyi bulamamasıdır. Günün teknoloji düzeyine göre bu eğitimler verilmelidir. Unutmayalım ki; teknolojiye küresel ölçekte yön vermek, ancak küçük yaşlardan itibaren bilime ve güncel teknolojilere meraklı, sorgulayıcı, yeni icatlar peşinde koşan, yaratıcı kuşaklarla mümkün olabilir. Teknoloji alanında küresel liderlik ise ekonomik açıdan da toplumsal açıdan da çağın ötesine taşıyacaktır.