MakinaTek dergisi, Türkiye makina imalat sektörünün gelişimine ve büyümesine katkı sağlamayı ana misyonu olarak görmekte ve sektörün gelişen profilini sergilemeyi amaçlamaktadır.

“Tekrarlayan Temel Süreçlerin Otomatikleşmesi, Sektörün İtici Gücü Oldu”

Dört gün boyunca sektördeki yeni teknolojik gelişmeleri yakından deneyim etme olanağı sunan Rockwell Automation Fair’ın açılış konuşmasını yapan Rockwell Automation’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Blake Moret, Rockwell olarak şirketlerin tekrarlayan manuel fiziksel süreçlerini otomatikleştirerek verimliliklerini artırmaya odaklandıklarını ve böylece şirketlerin ürünlerini üretmesine, pazara daha hızlı ulaştırmasına, operasyonel verimlerine (OEE) toplam ekipman verimliliklerine, ekipmanlarının ve varlıklarının güvenilirliğine yardım ettiklerini vurguladı. Blake Moret, “Özetle hepimizin yapmak zorunda olduğu gibi kurumsal riskleri yönetmeye odaklanıyor, müşterilerimize bu konuda destek oluyoruz.” dedi.

Tekrarlayan Temel Süreçlerin “Otomatikleşmesi” Sektörün İtici Gücü Oldu

Konuşmasında Rockwell’in sektörlere özel olarak sunduğu çözümlere vurgu yapan Moret şunları söyledi: “Gıdadan bahsettiğimizde, müşterilerimizin ürettiği gıdanın tadının dünyanın her yerinde ve her seferinde aynı tada sahip olmasını sağlıyoruz. Çalıştıkları makine üreticilerinin raf alanı verimliliğini maksimize edebilmek için farklı ambalajlar üretebilme esnekliğine sahip olmasına yardımcı oluyoruz.

Gıda sektöründe raf aralığı çok önemli. Örneğin ilaç üretiyorsanız, regülasyon ve düzenlemelerle uyum içinde olmak istiyorsunuz. Eskisine göre insanların ilaç tüketimi ve satınalma gücü artarken ilacın dozunun ve doğru miktarda alınması tedarik zincirinde nereden nereye gittiğinin görünebilmesi her zamankinden daha da önemli. Tüm bu konular bizim ekipman ve yazılım sağladığımız alanlar.

Dünyanın yeterli enerjiye sahip olmasını sağlamak, üretim ve rafine süreçlerinde yer alan insanların güvenli çalışma alanlarının olması, çoğu durumda ekipmanın uzaktan yönlendirilebilmesi ve görüntülenebilmesi de yaptığımız işler arasında. “Connected Enterprise” aracılığıyla bilişim çözümlerinden ve bağlı hizmetlerden iki haneli büyüme öngörüyoruz. Bu bizim ana misyonumuz ve 150 yıldır yapıyoruz. Tekrarlayan temel süreçlerin otomatikleşmesi uzun yıllar bu sektörün itici gücü olmuştu.

Teknolojiyle birlikte artık yeni bir seviyede verime ulaşabiliyoruz. Teknoloji bugün temel otomasyon süreçlerinin doğal bir yan ürünü olan veriyi yeni bir verimlilik düzeyine yükseltecek iç görülere çevirebiliyor. Tüm bunlar harika bir dönemde oluyor. Çünkü her zamankinden daha fazla insan finansal kaynaklarıyla daha fazla şey isteyerek orta sınıfa giriyor. Bu özellikle tüketicilerle karşı karşıya kalınan sektörlerde rekabetçi bir şekilde üretebilmeye olan talebi artırıyor. Bu durumun aynı zamanda şöyle bir riski de var. Otomasyon temelli ilk mikro süreçlerin olduğu, CNC ürünlerinin programlandığı ve kontrol edildiği zaman üretimde yer alan insanlar hayatlarının emekliliğe ayrılma dönemine yaklaşıyor.

Fakat aynı oranda bu üretim ortamlarında çalışmak isteyen yeterli sayıda insan yok. Dolayısıyla ilk önceki sorumluluğumuz bu işlerde çalışabilecek insanlara iş imkanlarını gösterebilmektir. O yüzden iş gücü gelişiminde bu kadar görünür bir konumumuz var. Bu konu da misyonumuzun bir parçası.

“Partnerlikler Bizim Kimliğimizin Bir Parçası”

Aynı zamanda kontrollerimizin (kumanda) daha basit ve kullanımı kolay olması da sorumluluğumuz. Ancak o zaman gelişmiş teknolojilerle rahatça çalışabilen işçilerimizin olabileceğine inanıyoruz. Bilişim ve bulut faaliyetlerinde giderek düşen maliyetler de bağlantısallığı kesinlikle kolaylaştıran başka bir etken. Ama bildiğimiz gibi tüm veriyi, içeriğini anlamadan veya sonucuyla ne yapacağını bilmeden tek bir noktada toplamak her zamankinden daha büyük bir karışıklığa da yol açabilir. Aynı zamanda şu anda harekete geçmek için önemli bir fırsat daha var o da ekonominin güçlü bir durumda olması. Uzun bir süredir ekonomik büyüme dönemi yaşansa da imalatta resesyondan yeni çıkıldı sayılır. O yüzden ekonominin de güçlü seyrinin süreceğini düşünüyoruz. Bizim sektörümüz geleneksel ve muhafazakar bir sektör.

İşler yavaş işliyor ama insanlar genelde ulaşamadıkları üretim hedeflerine nasıl ulaşacaklarını anlamaya başladı ama pazarda her zamankinden daha atik olmak zorundasınız çünkü küresel bir ekonomide rekabet ediyorsunuz. IT teknolojileri sektörümüzün bu anlamda hızlanmasına neden oluyor. Değişimi kucakladıkça, her zamankinden daha hızlı olma ihtiyacını da kucaklıyoruz. Bu hem teknoloji satın alma anlamında hem de kendi kalkınma çabalarımız anlamında hem de insanın karşılaştığı zorlukları ortaya çıkarma anlamında bir ihtiyaç.

Biz kendi kurumumuzda bir dönüşüm yönetimi yaşıyoruz, aynı zamanda ortaklığımız olan müşterilerimiz de dönüşüm yönetimi yapıyor.

Her iki taraf güçlerini birleştirdiğinde yeni teknolojilerle tutkulu, adanmış bir iş gücü çıkarabilir. Bunu iyi yapabilirsek, imkanlarımızı genişletirken süreçleri de daha akıllı hale getirebiliriz. Çalışmalarımızı hızlandırdığımız alanlardan biri de iş gücü gelişimi ve müşterilerimize sunduğumuz hizmetler. Tam anlamıyla her açıdan bakabildiğimizde daha iyi çalışma imkanlarına sahip olabiliriz. Önemli bir madencilik ekosistem partnerimiz olan MEDSA’ya daha önce hayal bile edemedikleri kadar verimli olabilmeleri konusunda yardımcı oluyoruz. 2018 yılı büyüme performansımız açısından istediğimiz doğrultuda oldu. PTC’ye yaptığımız yatırım ve yaptığımız bazı iç değişiklikler bu hızı yakalamak ve inovasyonu “Connected Enterprise” kapsamında gerçekleştirmek bunların en büyükleri arasında sayılabilir. Görsel bir vurgu yapmanın önemli olacağını düşündük. Marka kimliğimizi yeniledik ve aslında bizim dışımızdaki herkes ne üzerinde çalıştığımızı ilk kez görüyor” dedi.

“Connected Enterprise” Aracılığıyla Bilişim Çözümleri

Rockwell’in 2019 yılı hedeflerine de değinen Moret, “2019 yılında da pazar payımızı artırmak için aynı hızla çalışmaya devam edeceğiz. “Connected Enterprise” aracılığıyla bilişim çözümlerinden ve yüksek katma değerli bağlı hizmetlerden iki haneli büyüme elde edeceğimizi öngörüyoruz. İnorganik olarak yapılan yatırım ve ortaklıklarla da büyüme devam edeceğiz.

Partnerlikler çünkü bizim kimliğimizin bir parçası. Birçok partnerimizin teknoloji ve alan uzmanlığı ve pazar erişimleriyle farklılaşma imkanı sağlıyor. Organizasyonel olarak da birtakım değişiklikler yaptık. Bu değişiklikler; satış, pazarlama, üretim gibi departmanlara yeni bir bakış açısı getirdi. Yaptığımız işte hepimiz bazı temel şeylerin arayışındayız. Tüm yapılan çalışmalar temelde “Connected Enterprise”ı hayata geçirmek üzerine kurulu. Bu bağlamda aslında işimiz insanla. Bir otomasyon şirketi olarak insanlardan bahsediyor olmak sizler için farklı bir durum olabilir.

Öncelikle hepimiz yaptığımız işin önemli olduğunu bilmek istiyoruz. İyi bir iş yapmak için gerekli enstrümanlarımız ve desteğimizin olmasını istiyoruz. Eğer iyi bir iş yaparsak bunun bizi öne geçirme şansı olduğunu biliyoruz. “Connected Enterprise”ı hayata geçirdiğimizde, tüm bunları teknolojik altyapımız ve insan gücümüzle aynı potada erittiğimizde, imkanlarımızı gerçek anlamda çoğaltmış oluyoruz” diyerek sözlerine son verdi.

Sanal gerçeklik ve her şeyin internete odaklandığı ve internet üzerinden kontrol edildiği bir ortam mümkün mü?

Dave Vasko: Biz hepsinin internetten kontrol edilebileceğini sanmıyoruz. Bir fabrikaya baktığınızda yerel olarak yapılması gereken birçok şey var. Örneğin, bir ambalajlama makinesinde bir iş hücresinde yerel olarak ve belki de farklı düzeylerde yapılması gerekenler olabilir. Bazı şeyler fabrikanın dışında tehlikeye maruz kalabilir. Aslında birçok operasyon kapalı alanda yapılıyor. Sanal gerçeklik veya artırılmış gerçeklik gibi teknolojiler bu deneyimi artırabilir ama her işlemi internet üzerinden kontrol etmemiz gerekmez.

Howard Heppelmann: Şöyle de düşünebilirsiniz, internet çok geniş bir alan. İnternet, fabrikanın güvenlik duvarları içinde kullanıldığında “intranet” oluyor. Hem Rockwell Automation hem de PTC teknolojileri intranetlerde kullanılabilir, cloud’dan gizlenebilir ve korunabilirler. Ya da internetin gücüyle veriler cloud’a aktarılmak istenebilir. Bu gerçekten altyapıyı doğru şekilde tasarlamakla ve belirli bir verinin farklı amaçlarla kullanılmak üzere cloud’a gönderilmesiyle ilgili.

2020’de 20 milyardan fazla aygıtın internete bağlı olması bekleniyor ve bu aygıtlar her geçen gün akıllanıyor. Geleceğin akıllı fabrika sistemleri nasıl olacak?

Dave Vasko: Her geçen gün daha çok aygıtın birbiriyle bağlantılı hale geldiğini görüyoruz. Fabrikalar diğer yaşam alanlarına nazaran çok daha fazla bağlantının olduğu bir yer. Günlük hayatımızda telefonlarımız ve birbirine bağlantılı ev ekipmanlarımız var fakat bağlantılı bir aydınlatma sıradan bir aydınlatmadan on kat daha pahalı.

Örneğin; ABD’de internet bağlantılı bir buzdolabı, sıradan bir buzdolabından 1400 dolar daha pahalı. Yani bağlantılı hale getirmenin maliyet açısından büyük bir farkı var. Fabrikalar her zaman daha çok bağlantılıydı. Fabrika genelinde var olan ağlar ve yüksek hızda ethernet uzun bir süredir var. Fabrika dışına çıktığınızda daha fazla kablosuz iletişimin olduğunu görüyoruz. Aslında bu imkanlara sahibiz. Zor olan bu imkanlardan fayda sağlayabilmek. Bu imkanlardan fayda sağlayabilmek için inşa edilen dijital platformlar sayesinde analitik, yapay zeka ve artırılmış gerçeklik gibi uygulamaları etkili bir biçimde kullanılması gerekir.

Howard Heppelmann: Bence geleceğin akıllı fabrikalarını yaratmak için; görüntüleme, kontrol, optimizasyon ve otomasyonun potansiyelini iyi kullanmak gerekiyor. Bugün fabrikanızda olan biteni gerçek zamanlı görebiliyorsanız bunu bir ilerleme olarak adlandırabiliriz. Sıradaki adım bu sistemleri insan dışında bir güçle kontrol etmek olacak. Sonrasındaki adım ise analitik. Veriler bize herhangi bir insan müdahalesi gerekmeden yapılması gereken bir işi söyleyebilecek. Bu da nihayetinde bizi makine öğrenmesinin ve yapay zekanın süreçlerin büyük bir kısmını üstleneceği bir geleceğe götürecek. Rockwell Automation bunu uzun bir süredir ekipman düzeyinde gerçekleştiriyor.

YAPAY ZEKA VE ANALİTİKLE OTONOM OPERASYONLAR YARATILIYOR

Sizce geleceğin en önemli beş dijital trendi nedir? Dave Vasko: İlk olarak blockchain teknolojisi olduğunu söyleyebilirim.

Ama bahsettiğim şey, gördüğümüz kriptopara blockchain değil, tedarik zincirinde şirket sınırlarının dışında güven oluşturmak için kullanılan blockchain. Küçük ve orta ölçekli imalatçılar da ekosistemin bir parçası olabilirler. Artırılmış gerçeklik de başka bir trend. Üretim endüstrisinde ve günlük hayatta insanlara yardım etmek için dijital veriyi kullanabilmek çok önemli.

Bozulmuş bir makinenin çalışmasını artırılmış gerçeklik uygulamasını kullanarak sağlayabiliyoruz. Yapay zeka da diğer önemli trendlerden biri. Bu anlamda elde edilecek birçok fayda var. Müşteri açısından baktığınızda analitik ve yapay zeka aynı sorunları çözen teknolojiler. Sadece farklı yollardan çözüp müşterilerimize çözümler sağlıyor, insanlara yardım ediyor, ekstra bilgilerle karar vermelerine yardımcı oluyor. Cloud sistemi diğerlerine göre nispeten daha olgunlaşmış bir teknoloji. Ek işlemci gücüne ihtiyaç duyduğunuzda, tüm bunları uygulayabilirsiniz.

Özellikle tasarım aşamasında kararlar veriyorsunuz. İnanılmaz bir ek işlemci gücüne ihtiyacınız oluyor. Öğrenme fazındasınız. Çok fazla zamana ihtiyacınız var. Ama bunu uygulamak için çok zamanınız yok. Burada cloud bunun için iyi bir teknolojik çözüm oluyor. Bir diğer teknoloji de konuşma dili temelli teknolojiler. “Alexa” gibi konuşup yanıt aldığınız teknolojiler. FactoryTalk TeamONE şu an bu teknolojiyi kullanıyor.

Howard Heppelmann: Bence dijital teknoloji platformu fikri de bu önemli trendlerden biri. Tüm bu teknolojileri entegre eden bir platform. Bu entegrasyon sonucunda üreticiler çok daha hızlı bir şekilde hareket edebiliyor. Yaklaşımlardan biri şu, bir üretici olarak tüm bu beş teknolojiyi denersiniz ve üzerlerine uygulamalar geliştirirsiniz. Diğer yaklaşım ise; tanıttığımız platform gibi PTC sistemleriyle çalışan FactoryTalk Innovation Suite gibi bir platform kullanmanızdır. Artırılmış gerçeklik, bağlanabilirlik ve analitik zaten içinde var. Ortamı tamamen baştan inşa etmek yerine alan uzmanlığınızı uygular ve bu ortamda inovasyon yaratmaya başlarsınız bu da dijital dönüşüm sürecinde size inanılmaz bir hız ve esneklik verir.

İmalatta 3D hakkında ne düşünüyorsunuz?

Howard Heppelmann: PTC olarak 3D’nin giderek de artan potansiyeli konusunda heyecanlıyız. Özellikle de yapay zeka gibi teknolojilerle birleştirildiğinde büyük bir potansiyeli var. Son 25 yıldır 3D yazıcılar mühendisler için prototip üretmesi konusuyla gündeme geldi. Ama malzemeler ve teknolojideki gelişmeler sonucu artık insanlar 3D yazıcılarla gerçek ürünler üretmeye başladı. Buna yapay zekanın sağladıklarını da eklediğinizde inanılmaz bir potansiyelin ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Bu sadece malzemedeki değişiklik, daha hafif parçalar değil yapay zekanın tedarik zincirine yapacağı etkiden kaynaklanıyor. Eğer 800 parçalık bir ürünü 20 veya 30 parçaya indirebilirseniz, tedarik zincirinde inanılmaz bir sadeleşme yaşanacağı anlamına gelir. Yazıcılarda, hem malzeme olarak hem de yazıcıların üretim yapma aşamasında kullanılıp kullanılamayacağına dair malzeme açısından birçok test yapılıyor. Ama asıl bu süreçteki teknoloji, bir parçanın yazıcıda üretilmesini sağlamakla beraber fabrikanın MES sisteminde olan her şeye bağlantılı hale getirilmesidir.

Otomasyon, sanayi şirketleri için üretimi kolaylaştırıyor. Dijital teknolojiler de bunu otomasyon için yapıyor. Sizce dijitalleşme otomasyon süreçlerini nasıl etkileyecek? Şu anda otomasyonun yüzde kaçı dijitalleşmiş durumda? Otomasyon üretimi verimli hale getirerek ucuzlaştırıyor. Sizce tüm bu teknolojiler sayesinde otomasyon daha ucuz ve düşük maliyetli hale gelecek mi?

Howard Heppelmann: Otomasyonda ciddi bir potansiyel var. Tam bir rakam yok elimizde ama bu teknolojiler sayesinde inanılmaz değişimler yaşanıyor. İnsanlar alacağı verime odaklanıyor ve onlar için maliyet o aşamada çok da önemli olmuyor. Sistemleri kullanmaya başladıklarında büyük değişiklikler yapabildiklerini görüyorlar. Bunlar üretim sektöründe kökten değişikliklere yol açıyor. Belirli bir yatırım bedeliyle bu teknolojiler uygulamaya sokuluyor. Bu teknolojilerin sonucunda üretim maliyetleri düşürüyor.

Dave Vasko: Eğer otomatize olmuş bir sektörse, verim potansiyeli daha düşük oluyor. Daha çok otomasyona geçmemiş bir sektör ise verim potansiyeli çok daha yüksek oluyor. Otomasyonu yüksek veya düşük tüm şirketler sadece analitik ve IoT ile yüzde 10 ila yüzde 30 verim artırabiliyor. Bugün geldiğimiz noktada 12 bin kadar endüstriyel üretici bizim teknolojilerimizi kullanıyor. Veriler gösteriyor ki iş gücü yoğun kurumlarda verimi yüzde 50’ye kadar kaliteyi ise yüzde 80-90 oranında artırma şansınız var. İşte bunlar çok büyük rakamlar. Verim ve iş gücü verimi, üretimi daha ileriye taşıyan en önemli iki etken.

Dijital dönüşümün pazar payı nedir?

Howard Heppelmann: Cisco şirketi bir çalışma gerçekleştirdi. Dijital dönüşüm sayesinde 14 trilyon dolar değer yaratılacak ve bunun 4 trilyon doları üretim ekosistemindeki dijital dönüşümden geliyor olacak.

Dave Vasko: McKinsey Global Institute de çok benzer bir çalışma yaptı. 7 ile 11 trilyon dolar her yıl değer yaratılacak. 3.7 trilyon doları da üretim ekosisteminden gelecek. Yani yüzde 30’dan fazlası. Dijital dönüşümün yarattığı değerin en büyük kısmı üretimden geliyor. Endüstriyel şirketlerde belirli bir rakam olmuyor. Dijital dönüşüm düzeylerine göre 70 milyon dolardan 400 milyon dolara kadar değişkenlik gösterebilen değerler var.