“İYİ BİR FİKRİ OLAN HERKES TEKNOPARKLARDAN YARARLANABİLİR”

👤Bülent Öktem, Boğaziçi Üniversitesi Teknopark Genel Müdürü

Teknopark yasasının sağladığı avantajlar hakkında bilgi alabilir miyiz?
İki tane yasa var biri teknokentin kendi kuruluşuyla bir de girişimcilerin tabi olduğu bir yasa var. Girişimci tarafında teknoparkın bir çatı altında girişimcileri buluşturması, üniversiteyle bir sinerji yaratması ve çeşitli programlar yapmasını bir kenara bırakırsak kanunların sağladığı mali avantajlar var. KDV muhafiyeti, hem teknopark içinde yapılan ürünün fikri mülkiyet satışından elde edilen gelirin üzerinde vergi muhafiyeti var hem de bir ürün geliştirirken en önemli güç olan insan gücü üzerindeki vergilerde indirimler var. Sadece bu teknoparkın avantajlarını bu açılardan yorumlamamak lazım tabii. Çünkü aynı durumlar firmalar kendi Ar-Ge merkezini kurarsa da geçerli. Ar-Ge merkezi kurarken en az 15 kişi çalışan olmalı sınırı var ki zaten en az o kadar bir çalışanla işi devam ettirebiliyorsunuz. Dolayısıyla teknoparkın burada üstüne kattığı bir iki tane daha avantaj var. Üniversite bünyesinde açıldığı için teknoparklar kanun gereği üniversite ve akademisyenle ilişkileri son derece aktif oluyor. Bazı firmalar direkt üniversitedeki akademisyenlerin firmaları oluyor. Teknolojik altyapılı projeler olduğu için akademisyenlerden de destek alınabiliyor ve danışman olabiliyorlar. Boğaziçi Teknopark’ta 32 firma var.

Biraz daha büyük bir teknokent olduğu zaman programlar da kurmaya başlıyorsunuz. Bir girişimin her aşaması için değişik programlar yapılabiliyor. Örneğin, İTÜ ile birlikte yaptığımız hızlandırıcı bir program var.  Bu hızlandırıcı programda Türkiye’de müşteriye dokunmuş bir ürün var ve Türkiye’de satışı olan bir ürünün yurtdışına satılmasını kapsıyor.
Bu durumda yurtdışı hedefi ise ya ürününüzü Amerika’ya satmak oluyor ya Amerika’dan birtakım yatırımlar almak oluyor ya da direkt fikri mülkiyet de satmak oluyor. Ürününüz artık Türkiye’de satışa çıkmış müşteri de edinmiş ve artık Amerikan pazarına açılmak istiyorsanız bu program kapsamında önce bazı elemelerden geçmeniz gerekiyor. İki ay gibi bir eğitimden geçiyorsunuz, sonrasında Amerika’da bir ay gibi bir eğitim alıyorsunuz ve o eğitimin sonuncunda genelde girişimcilerin biraz daha ürününü tanıtmak konusunda ve kendini Amerikalıların anlayacağı şekilde sunması gerekiyor. Ekibe önem veriyorlar, kanuni altyapıya önem veriyorlar ve bir mentorle o sektörle ilgili önemli isimlere de ulaşılması sağlanıyor. Sadece ürünü pazarlamak değil ilgili insana da ulaşılması gerekiyor. Oradaki danışmanlık yapan firmalarla da birlikte çalışıyoruz. Bu program İstanbul Kalkınma Ajansı ile birlikte yapılıyor. Teknoparklar arasında iletişimi sağlayan bir derneğimiz var ama daha çok teknopark yönetimleriyle ilgili. Kim ne yapmış, nasıl yapılıyor biraz fikir ve destek aldığımız bir dernek.

Teknoparklarda bir kuluçka dönemi oluyor. Teknopark bünyesinde yeni başlamış gibi algılanıyor ama bir de ön kuluçka dönemi var. Tabii bu tanımları herkes kendi istediği gibi algılıyor. Ön kuluçka daha çok bizim anladığımız firmalaşmamış ve fikir aşamasında olan projeler. Gerçekten bir ürüne dönüştürebilir miyim, gerçekleştirebilir miyim evresi oluyor. Bunu da 6 ayda en fazla bir senede anlayabiliyor olmamız lazım. Üniversite içinde birkaç konuya dağılmış, imkan sağladığımız projeler var. Firmalaşmamış oldukları için bir çalışma mekanı ve imkanı sağlıyoruz.

🔍 Genelde teknoparklarda yazılım ağırlıklı firmalar çalışıyor. Bunun da nedenleri, teknoparkların hepsi ofis tarzı olduğu için işin daha çok bilişim ağırlıklı kısmını yapabiliyor olması. Bunun dışında laboratuvar ağırlıklı çalışmalar da oluyor. Örneğin, Gebze Teknokent’te büyük atölyeler var. Bilişim sektörünü çok da birbirinden ayırmak olmuyor. Gen analizi yapan bir firmamız var bünyemizde bakıldığı zaman bu yazılım firması mı yoksa medikal bir firmamı ayırmak güç olabiliyor.  Gen taramasında çıkan sonuçlardan hangi hastalığın ne kadar olabileceği gibi sonuçlar alıyorlar. Tamamen yazılımsal bir iş ama konu medikal. Üniversite içerisinde yapılan girişimlere farklı kurumlardan yatırımlar ve destekler de yapılıyor. Bu Avrupa Birliği de olabiliyor TÜBİTAK ve KOSGEB de olabiliyor. Projenin aşamasına göre değişik değişik programlar mevcut. Örneğin bizim bünyemizde iki tane Avrupa Birliği destekli proje var. Birtanesi göze takılan bir lens sayesinde 7/24 göz tansiyonunu ölçen bir proje. Diğeri de kansere yönelik ilaç üretimiyle ilgili.
Üniversite bünyesinde bu konuyla ilgili laboratuvar olduğu için orada çalışıyorlar ofis çalışması kısmını da teknopark kısmında yapıyorlar. Bunun dışında deprem araştırmasıyla ilgili bir firmamız var. Küçük bir teknopark olsa da çok çeşitli alanlarda faaliyet gösteren firmalar var bünyemizde.

Boğaziçi Üniversitesi Teknopark'ı Endüstri 4.0 ile ilgili ne tür çalışmalar yapıyor?
Bilgisayar ve işletme bölümümüzün birlikte çalıştığı Endüstri 4.0 insiyatifi var. İSTKA projesi haline de gelen bir proje olacak. Endüstri 4.0’da kavramlarda var sadece akademik bir oluşum değil. Teknopark ile alakası yok tamamen ama üniversitenin bünyesinde başka bir insiyatif olarak birtakım çalışmalar içerisindeler.
Sanayi bölgeleriyle yaptığınız çalışmalar var mı? Bilgi alabilir miyiz?
Dudullu OSB ile beraber teknopark açıyoruz. Beraber şirket kurup teknopark kuruyoruz. OSB içinde yapılan teknoparklar doğası gereği kendi sistemine hizmet etmek durumunda.

OSB’nin içindeki firmaların daha akademik ve bilgiye ulaşılmak istendiğinde bunun üniversite tarafının karşılaması en doğrusu. Dolayısıyla böyle bir oluşumun varlığı bile oradaki insanların ve firmaların içinde yer alsın almasın benim şöyle bir şeye ihtiyacım var dediği anda erişebileceği insanlar olması kendi başına bir kanal açıyor ve fayda sağlıyor. Orada bir firmalar karması meydana getireceğiz. Ters taraftan da bir faydası var; üniversiteyi ve akademik bilgiyi organize sanayi bölgesine sokmak dışında üniversitenin de gerçek dünyaya erişimi önemli. Girişimcinin bilgiye ihtiyacı var ve bilginin de ayaklarının yere basması gerekiyor. Sadece teknik olmasına da gerek yok. Bir sosyal araştırma yaparken orada üç beş bin firma on binlerce insanın olması sosyolojik bir araştırma yaparken de çok işe yarayabilir.
Dudullu Teknopark ne zaman açılacak?
Bu sene sonuna doğru firmalar teknoparkta çalışabilecek. Binamız hazır, bakanlar kurulundan geçti. Diğer süreçlerimizi tamamlayarak  sene sonu açmayı hedefliyoruz. Ofis olarak devam edilecek orada da ama ortak bir alana laboratuvar olabilir bu konuyu değerlendiriyoruz.

Teknopark’ın öğrenciler için faydaları nelerdir?
Staj imkanı sağlıyoruz. Firmanın kendi kararı ama iletişim kurmalarına yardımcı oluyoruz. Öğrenci ya da değil teknoparktan yararlanmak için bir fikri ve girişimi olması lazım. İçinde bulunduğu teknoparka yakın hisseder öğrenciler ve yararlanmak isterler ama öğrencimiz olduğu için bir ayrıcalık olmuyor önemli olan bir fikrinin olması.

Bakanlığın, teknoparka kısmi yatırım destekleri var. Projeye göre devlete bağlı değişen destekler var. Ve kurumlar bundan yararlanabiliyor. Eğitimler verip kurumlardan gelen destekleri tanıtıyoruz. Devletin girişimcilere her aşamada destek olan programları da bulunuyor.

İstanbul'da olmanın sağladıgı ne gibi avantajlar var?
Eski dünyanın merkezinde yer alan İstanbul günümüzde çok önemli bir megapoldür. Asya ile Avrupa Kıtaları'nın dar bir deniz geçidi ile ayrıldığı yerde, iki kıta üzerinde kurulu ve dünya üzerinde içinden deniz geçen tek şehirdir. 2500 yılı aşan bir tarihe sahip olan İstanbul, deniz ve karaların kucaklaştığı bu stratejik bölgede kuruluşunu takiben önemli bir kültür ve ticaret merkezi olmuştur. İstanbul, üç imparatorluğa başkentlik yapma özelliğinin yanı sıra, her dönem ekonomik merkez olma özelliğini de koruyan az sayıda şehirden biridir. Şehir, 1923'te kurulan yeni cumhuriyete siyasi anlamda başkent olmamasına rağmen, ekonomik merkez olma özelliğini her zaman sürdürmüş ve ülkenin kaderini belirleyen konumunu asla kaybetmemiştir.

1945'te 1 milyon 78 bin nüfusu olan İstanbul, 1950 sonrasında yaşanan patlama ile 1955'de 1 milyon 533 bine ve izleyen dönemlerde de yıllık binde 40- 50 arasında artışla 1945'te 1 milyon 78 bin nüfusu olan İstanbul, 1997'de 9 milyon’un ve 2000 yılında da 10 milyonun üstünde nüfusa sahip bir şehir oldu. Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2007 yılında gerçekleştirdiği “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi” çalışmasında ise, İstanbul’un nüfusunun 12.5 milyon’u aştığı tespit edilmiştir. Bugün İstanbul'un Türkiye GSMH'sindeki payı yaklaşık yüzde 23 düzeyindedir. İstanbul'un her yıl devlet bütçesine katkısı yüzde 40, buna karşılık devlet harcamalarından aldığı pay yüzde 7-8 dolayındadır. Özel bankaların hepsinin genel müdürlükleri ve Türkiye'deki toplam banka şubelerinin yüzde 21'i İstanbul'da bulunmaktadır.

Türkiye genelinde ticaret sektöründe yaratılan katma değerin yüzde 27'si İstanbul'a ait. İstanbul, aynı zamanda Türkiye'nin en önemli ihracat ve ithalat kapısı konumundadır. İstanbul'un ihracatı Türkiye toplamının yüzde 46'sını ithalatın ise yüzde 40'ını oluşturmaktadır. İstanbul, turizmin merkezi olması açısından ve özellikle de kongre turizmi açısından büyük bir şansa sahiptir. Otel kapasitesinin dörtte biri beş yıldızlı otellere, beşte birine yakını da dört yıldızlı otellere aittir. İstanbul, ülke hava taşımacılığının da merkezi durumunda.

Atatürk Havalimanı’nın yanı sıra Anadolu yakasında da Pendik Sabiha Gökçen Havaalanı da İstanbul’a hizmet vermektedir. Türkiye'de sayıları 153 olan müzelerin 14'ü İstanbul'da ve bu müzelerde bulunan 2 milyon 400 bin mevcut eserin yüzde 34'ü İstanbul müzelerinde sergilenmektedir. Coğrafi konumu itibariyle İstanbul’da günün 4 mesai saatinin Asya ülkeleriyle, 6 saatinin Avrupa ülkeleriyle çakışıyor olması İstanbul’a doğal bir finansal merkez olma konumu getirmektedir. Bugün mevduatların yüzde 35'e yakını İstanbul'da toplanmakta ve kredilerin yüzde 33'ü İstanbul'da kullanılımaktadır. KOSGEB, 12.04.1990 tarih ve 3624 sayılı Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresinin Kurulması Hakkında Kanun ile; “Ülkenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin payını ve etkinliğini arttırmak, rekabet güçlerini ve düzeylerini yükseltmek, sanayide entegrasyonu ekonomik gelişimlere uygun biçimde gerçekleştirmek” amacıyla kurulmuştur.

KOBİ’ lere hizmet ve destek vermek üzere özel yasaya sahip tek kamu kuruluşu olan KOSGEB, Hizmet Merkezleri, TEKMER’ leri ve Sinerji Odakları ile ülke çapında faaliyet göstermektedir. KOBİ’ lere aşağıda belirtilen 6 ana destek programı kapsamında destek verilmektedir.